2014 yazına dair en sevdiğim fotoğrafım bu oldu sanırım. Uyanıp kepenkleri açtığında sonsuz mavilere uzanan bir sabahla karşılaşmak… 30.08.14

2014 yazına dair en sevdiğim fotoğrafım bu oldu sanırım. Uyanıp kepenkleri açtığında sonsuz mavilere uzanan bir sabahla karşılaşmak…

yorum
Share/Save/Bookmark
29.07.14

Louis Armstrong - La vie en rose

yorum
Share/Save/Bookmark
Bu aralar huzur bulduğum tek yer odam galiba. Hiç sevmezdim önceleri ama şimdi geceleri kısık seste #jazz dinliyorum #spotify üzerinden… Hafiften de esiyor camdan doğru. 

Kitaplar bana bakıyor okuyayım diye. Amaçsız sadece uzanıp yatmak geliyor içimden. Tatile son bir hafta… 29.07.14

Bu aralar huzur bulduğum tek yer odam galiba. Hiç sevmezdim önceleri ama şimdi geceleri kısık seste #jazz dinliyorum #spotify üzerinden… Hafiften de esiyor camdan doğru.

Kitaplar bana bakıyor okuyayım diye. Amaçsız sadece uzanıp yatmak geliyor içimden. Tatile son bir hafta…

yorum
Share/Save/Bookmark
Hayattayım… Ara ara işten mızmızlanmayla geçiyor hayat bu dönem. Tatil için gün sayıyorum. Hem fiziksel hem de ruhen yorgunum sanırım. Ufak tefek sakatlıklar da tuzu biberi… 
Kariyer orta yollu, hayat desen “eeeeah işte”, memleketin hali malum, sağlık kör topal gidiyor bir şekilde. İyi günlere geçiş çok uzak olmasa gerek. 29.07.14

Hayattayım… Ara ara işten mızmızlanmayla geçiyor hayat bu dönem. Tatil için gün sayıyorum. Hem fiziksel hem de ruhen yorgunum sanırım. Ufak tefek sakatlıklar da tuzu biberi… 

Kariyer orta yollu, hayat desen “eeeeah işte”, memleketin hali malum, sağlık kör topal gidiyor bir şekilde. İyi günlere geçiş çok uzak olmasa gerek.

yorum
Share/Save/Bookmark
08.06.14

Stockholm gezi notları

Uzun süredir istediğim yerlerden birisine daha gidebilmiş olmanın mutluluğu ve gördüklerim sonrasında yaşadığım moral bozukluğu(*) ile döndüm İstanbul’a.

Adaların üzerine kurulmuş, yeşillikleri ve modern mimariyi güzelce harmanlamış, tarihi dokusunu korumayı başarmış ve belki de en önemlisi içinde yaşayan insanları mutlu edebilen bir şehir Stockholm.

Hiç şüphesiz, Gamla Stan (eski şehir) en cezbedici noktalarından birisi. 13. yüzyıla kadar uzanan Arnavut kaldırımlı, sarı sıcak tonlarda boyalı evleri ve estetik lambalarıyla sizi masal dünyasına sürükleyen sokaklarda özellikle gece hava kararmışken fotoğraflar çekmek oldukça keyifli. Havanın kararmasından bahsetmişken, yaz döneminde havanın 23:30 civarında tam karanlığa ulaştığını not etmeden geçmemek lazım. Dolayısıyla gün ışığında gezmek için size fazlasıyla zaman tanıyan şehirlerden birisi Stockholm. Sosyal, yardımsever ve “sıcak” kanlı insanları da geç saatlere kadar dışarılarda.

Yüzlerce yıl önce tüccarların kullandığı evler şimdilerde turist odaklı hediyelik eşya dükkanları ve restoranlarla dolu. Fiyatlar da şehrin dış kesimlerine göre burada daha pahalıca elbette. Yine de mimari ve atmosfer sizi bu sokaklara defalarca sürüklüyor.

Cazibe merkezi olarak bir diğer nokta da (hatta noktalar) yeşilliklerin aynen bırakıldığı ve insanların nefes alabilecekleri alanlardan oluşan adacıklar. Djurgården en dikkat çekici olanı. Eskiden kraliyet üyelerinin avlanma alanı olan ada günümüzde İsveç’in en büyük açık hava müzelerinden birisi Skansen'e de ev sahipliği yapıyor. İsveç'in çeşitli noktalarından sökülüp buraya getirilmiş çiftlik ve köy evleri ile yaşantılarını aktaran ortam, birkaç yüz bin metrekarelik alanda her yıl milyonun üzerinde ziyaretçiyi ağırlıyor. Oldukça güzel organize edildiğini söylemeden de geçemeyeceğim. İçerisindeki büyük hayvanat bahçesi, oyun ve park alanlarıyla birlikte çocuklu ailelerin kesinlikle gitmesi gereken yerlerden birisi.

Djurgården dışında kalan Södermalm veya Kungsholmen gibi daha yeni yerleşimlerin yer aldığı adalarda da deniz kıyıları yeşillikler içinde. Dolayısıyla insanların yaşam kalitesini artırmak adına bisiklet yollarından yürüyüş ve piknik alanlarına kadar her şey düşünülmüş durumda. (*) Yazının başında bahsettiğim moral bozukluğu da buraları gördükten sonra ortaya çıktı. Güzel memleketimde uğraşıp kaybettiğimiz vakitler, hayatlarımızdan çalınan şeyler bu mutlu insanları görünce tokat gibi yüzünüze çarpıveriyor.

Kadınları da erkekleri de güzel insanlar. Köşeli Rayban gözlüklerin bu kadar yakıştığı başka bir millet var mı bilemiyorum. Erkeklerde yanları kısa üstü de yana doğru taranmış sarı saçlar, güneş gözlüğü, gömlek ve paçaları kıvrılmış şortun altında klasik yazlık ayakkabı hakim giyim tarzı. Kadınlarda ise transparan gömlek (ve içinde gömlekle aynı renk iç çamaşırı), kısa şort ve rahat bir günlük ayakkabı şeklinde. Saat 4-5 sularında insanlar işlerini bitirip hayata karıştıktan sonra marketlerden alınmış şarap ve atıştırmalık diğer yiyecek içeceklerin eşliğinde kendilerini yeşillik alanlara atıyorlar. Deniz kenarlarında adalar arasındaki kanallarda yer alan yüzer bar ve restoranların dışarıya kurulu masa ve sandalyelerinde şen kahkahalar eşliğinde akşam güneşinin tadı çıkarılıyor. Bisiklet yolları üzerinde akşam sporunu yapanlar, adaları birbirine bağlayan ufak köprülerin koşu yolu kısmını takip edip formunu koruyanlar ve çimenlere sere serpe yayılmış keyif yapanlar…

Akşam saatlerine doğru Gamla Stan civarındaki kalabalık kaybolmaya başlıyor. Nerede bu insanlar diye sormaya başlıyorsunuz. O saatlerde artık kafe ve restoranlar hareketlenme eğiliminde. Bunun için de genç kesim daha çok Södermalm tarafında Slussen durağı çevresindeki ara sokaklara yayılan barları tercih ederken biraz daha elit kesim Kungsträdgården parkından yukarıya doğru uzanan pahalı alışveriş caddelerindeki şık restoranları tercih ediyor.

Alışveriş demişken Drottninggatan ve ona doğru gelen yan sokaklar üzerinde pek çok seçenek var. Bu cadde sizi doğrudan Gamla Stan’a da bağlıyor. Bunun yanında bizdeki hal veya kapalı pazar yerleri şeklinde marketlerine uğramanızı da öneririm. Östermalm veya Hötorgs Hallen bunlardan ikisi. Atıştırmalık minik restoranlar, sebze meyve, şarküteri ürünleri ve balık gibi pek çok seçeneği bulabileceğiniz halk pazarları. Fiyatlar pahalıca. Fikir verebilmesi açısından iletmem gerekirse bir ufak boy şişe su bu tarihlerde 10 TL civarına denk geliyor. 

Bütün bunların yanında İsveç kendine öyle güveniyor ki şehirdeki iki heykelin üzerinde ledlerle ışıklandırılmış seviye noktaları mevcut. Burada Stockholm’deki musluk suyunun (içilebiliyor) ve havanın temizlik oranı gösteriliyor. Berlin ve Kopenhag’ın ardından üçüncü sıradalar (http://sootfreecities.eu/city)

Elbette bunca güzelliğin ardında kötü taraflar da yok değil. Mesela kışın o bütün yeşillikler ve deniz kenarlarının beyaza büründüğünü ve hatta denizin donduğunu söylemekte fayda var. Günlerin ise oldukça kısa sürdüğü ve hemen havanın karardığını da eklemeli. Sergel meydanı modern şehrin toplanma merkezlerinden birisi ama meydan civarında dolanan tipler sizi biraz tedirgin edebilir. Nitekim orada fotoğraf çekerken birisi bana yaklaşıp “burada uyuşturucu madde satanlar da var. Fotoğraf çekerken dikkatli olun” diye nazikçe uyarıda bulunmuştu. Neredeyse şehrin diğer hiçbir noktasında olmayan  polisleri de bu civarda görebiliyorsunuz. Ve benzer şekilde her Avrupa şehrinde olduğu gibi ana tren istasyonu civarında dolanan karanlık tiplere de dikkat etmekte fayda var.

Nerede kalınır derseniz, Gamla Stan yakınları, Norrmalm veya Kungsholmen tarafları uygundur. Ben Kungsholmen civarındaki Connect Hotel’deydim. Konumu mesafe açısından süper diyemem. Ama metroya yakın, sessiz ve temizdi. Fiyat performans açısından değerlendirince uygun bir seçenek diyebilirim.

Gezdiğin senin olsun, yediğin içtiğini anlat derseniz, yerel pazarlarda balık ve diğer deniz ürünleri, özellikle mayonezli karides salatası, barların restoran kısımlarında bira eşliğinde et veya makarna tercih edilebilir. Balık çorbası kesinlikle denenmeli. Hatta tek başına doyurucu bile olabilir. Yerel pazarlardan meyve almayı ihmal etmeyin. Taze ve lezizler. Et demişken yerel zincirlerden Jensen’s Bøfhus epeyce yaygın. Göteborg’taki şubesinde “epeyce” uzun bir bekleme süresinin ardından yediğim eti de vasat bulduğumu ileteyim. Ortalama bir yemek için yanında bir içkiyle birlikte 200-250 İsveç Kronu’nu gözden çıkarmalısınız. Bu da günümüz kur değerlerine göre 80 TL civarına denk geliyor.

Bize göre pahalı, mutlu ve kaliteli yaşayan sosyal insanlarla dolu, keyifli bir şehir bıraktım arkamda. Mümkünse yaz dönemi gidin görün. En az 3-4 gününüzü geçirin. Güneşe yayılıp kitabınızı okuyun. Şehrin hemen dibinde sessizliği bulup kafanızı dinleyebiliyor olmanın tadını çıkarın. Keyifli bir şehir nitekim…

yorum
Share/Save/Bookmark
Büyük kavuşma için yarın yola çıkıyorum… 18.05.14

Büyük kavuşma için yarın yola çıkıyorum…

yorum
Share/Save/Bookmark
Bu sene Ağustos’ta Milos, Serifos ve Sifnos…
Nefis tatil önerisi arayanlara da kafamda şu anki plan seneye Zakynthos + Cephalonia veya Skiathos + Skopelos ikilisi. Google’da fotoğrafları şöyle bir arayın, pişman olmazsınız. 02.05.14

Bu sene Ağustos’ta Milos, Serifos ve Sifnos…

Nefis tatil önerisi arayanlara da kafamda şu anki plan seneye Zakynthos + Cephalonia veya Skiathos + Skopelos ikilisi. Google’da fotoğrafları şöyle bir arayın, pişman olmazsınız.

yorum
Share/Save/Bookmark
O kadar yorgunum ki… Tatil için plan yapıp bilet almaya bile vakit bulamadım. Gitmem gerek…  06.04.14

O kadar yorgunum ki… Tatil için plan yapıp bilet almaya bile vakit bulamadım. Gitmem gerek… 

yorum
Share/Save/Bookmark
Bendeki yeri çok farklı olmuştu… O nedenle içimde bir yanım hep buruk kalacak her daim. Yaşattığı güzel günler için hakkını helal etsin.  03.04.14

Bendeki yeri çok farklı olmuştu… O nedenle içimde bir yanım hep buruk kalacak her daim. Yaşattığı güzel günler için hakkını helal etsin. 

yorum
Share/Save/Bookmark
05.03.14

Bebe - Sin palabras

yorum
Share/Save/Bookmark

  Sayfa 1 / 82