Kısa kısa Hindistan gezi notları…
Çok enteresan bir yer burası. Daha önce gezdiğim gördüğüm yerlere hiç benzemiyor. İki günün sonrasında aklımda yer eden şeyleri kısaca not düşeyim.
En başta aşırı pis. Buraya gelecekseniz hijyeni unutun. Her yer toz toprak. Bunun da ötesinde çöp dolu ortalık. Çürük yumurta kokulu, ineklerin sokaklarda dolandığı ve çöpleri kemirerek beslendiği yerlerin hemen yanından geçen kanalizasyon suları ve bunların dibinde çadırlarda yaşayan yoksullar. Şaka değil. Hepsine gözlerimle şahit olmak ürkütücü.
Bazen nadiren bulabileceğiniz, şehirdeki birkaç alışveriş merkezinden birine girdiğinizde farklı bir zaman boyutuna geçiyor gibi oluyorsunuz. Dışarı çıktığınızda ise gerçek yüzünüze okkalı bir tokat atıyor. Nasıl bu kadar kötü ve çoğu zaman mide bulandırıcı görüntüler olabilir diye soruyor insan. Ve tüm bu olumsuz şartlar içerisinde yaşamını sürdüren insanlar…
Özellikle Eski Delhi (ki şehrin kuzey kesimi) pislik içinde ve varoş mahalleleri görünümünde. Yeni Delhi ise (bugünkü şehir merkezi) daha büyük caddelerin ve nispeten apartmanların yer aldığı kısımlara sahip.
Görsel miras adına en önemli şeyler ise tapınaklar, camiler ve benzeri din temalı yapılar olarak öne çıkıyor. Red Fort, Jama Masjid (bildiğiniz cami), India Gate, Humayun Tomb ve Lotus Temple en bilinen mekanlar. Bunların yanında Noida civarında Akshadram adında yeni yapılmış görkemli bir tapınak daha mevcut.
Trafik diye bir şey var ama kural hak getire… Bütün yollarda korna sesleri. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Karşı şeritten kaptırıp üzerinize doğru gelenler, sağdan soldan önünüze çıkan tuktuk’lar veya bisikletli taksiler, tehlike saçan motorlular ve bu düzensizliğe rağmen tek bir kaza bile olmaması…
Tuktuk’lar için fiyat belirlemede kullanılan taksimetre benzeri şeyler var ama pek güvenilir olmadığı söyleniyor. Pazarlıkla daha uygun fiyat yakalayabiliyorsunuz. Zaten hemen her şey çok ucuz olduğu için çok fazla pazarlık etmenin de anlamı yok. Harcadığınız kelimeler en fazla 1-2 lira kazandırıyor size. Sağı solu açık olduğu için hava biraz serinse kesinlikle üşüyeceksiniz. Sürücülerin kafasına sarıp sarmaladıkları atkılar tuktuk’a bindikten sonra anlam kazanıyor. Sanki hiç cam yokmuş gibi.
En düzenli çalışan ulaşım aracı ise metro. Şaşırtıcı bir şekilde temiz ve sistematik. Gideceğiniz mesafeye göre para ödeyip jeton alıyorsunuz. Ama eğer ola ki iş çıkış saatlerine denk geldiyseniz, hele hele büyük duraklarda metroya binmeye çalışacaksanız direkt olarak tavsiyem, boşverin vazgeçin. Binmek imkansız. Fotoğraf karelerinde ve NG belgesellerinde gördüğünüz görüntüler gerçeğe dönüveriyor o anda.
Yemekleri denemeye cesaret edemiyorum. Herhangi bir hastalık kapma riski gerçekten büyük. Şimdilik noodle, pizza veya KFC’den alınmış tavuk gibi şeylerle idare ediyorum. Sanırım sonuna kadar böyle gider. Oteldeki kahvaltılar da tatsız tuzsuz. Peynir ve süt ürünleri yok.
Gezmek için Jaipur ve de Taj Mahal’i görmek için Agra, gidilmesi gereken yerler. Ama maalesef iş nedeniyle o kadar vaktim olmayacak. Turist olarak gelseydim muhtemelen ve özellikle Jaipur’a gitmeyi seçerdim. Delhi’de çok fazla bir şey yok nitekim.
Hindistan her seferinde sizi şaşırtıyor. Her istediğinizi yapamıyorsunuz. Kendine has yapısıyla sizi o yönlendiriyor. Gitmek istediğiniz bir yer o gün kapalı olabiliyor. Veya gittiğinizde bırakmak istemeyeceğiniz eşyalarınızı, teslim etmeyi hiç istemeyeceğiniz yerlere koymanızı isteyebiliyorlar. Ondan da ötesi, aşırı kalabalıktan ötürü metroya binemeyip başka yere gitmek zorunda da kalabiliyorsunuz. O yüzden sürprizlere hazırlıklı olmak gerek. Her köşe başında, kafanızı çevirdiğiniz her sokakta farklı ve standart yaşantılardan çok uzak görüntüler sizi karşılayacak. Macera arıyorsanız gelin. Bana sorarsanız ise muhtemelen Delhi’ye bir daha gelmem. 13.12.11

Kısa kısa Hindistan gezi notları…

Çok enteresan bir yer burası. Daha önce gezdiğim gördüğüm yerlere hiç benzemiyor. İki günün sonrasında aklımda yer eden şeyleri kısaca not düşeyim.

En başta aşırı pis. Buraya gelecekseniz hijyeni unutun. Her yer toz toprak. Bunun da ötesinde çöp dolu ortalık. Çürük yumurta kokulu, ineklerin sokaklarda dolandığı ve çöpleri kemirerek beslendiği yerlerin hemen yanından geçen kanalizasyon suları ve bunların dibinde çadırlarda yaşayan yoksullar. Şaka değil. Hepsine gözlerimle şahit olmak ürkütücü.

Bazen nadiren bulabileceğiniz, şehirdeki birkaç alışveriş merkezinden birine girdiğinizde farklı bir zaman boyutuna geçiyor gibi oluyorsunuz. Dışarı çıktığınızda ise gerçek yüzünüze okkalı bir tokat atıyor. Nasıl bu kadar kötü ve çoğu zaman mide bulandırıcı görüntüler olabilir diye soruyor insan. Ve tüm bu olumsuz şartlar içerisinde yaşamını sürdüren insanlar…

Özellikle Eski Delhi (ki şehrin kuzey kesimi) pislik içinde ve varoş mahalleleri görünümünde. Yeni Delhi ise (bugünkü şehir merkezi) daha büyük caddelerin ve nispeten apartmanların yer aldığı kısımlara sahip.

Görsel miras adına en önemli şeyler ise tapınaklar, camiler ve benzeri din temalı yapılar olarak öne çıkıyor. Red Fort, Jama Masjid (bildiğiniz cami), India Gate, Humayun Tomb ve Lotus Temple en bilinen mekanlar. Bunların yanında Noida civarında Akshadram adında yeni yapılmış görkemli bir tapınak daha mevcut.

Trafik diye bir şey var ama kural hak getire… Bütün yollarda korna sesleri. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Karşı şeritten kaptırıp üzerinize doğru gelenler, sağdan soldan önünüze çıkan tuktuk’lar veya bisikletli taksiler, tehlike saçan motorlular ve bu düzensizliğe rağmen tek bir kaza bile olmaması…

Tuktuk’lar için fiyat belirlemede kullanılan taksimetre benzeri şeyler var ama pek güvenilir olmadığı söyleniyor. Pazarlıkla daha uygun fiyat yakalayabiliyorsunuz. Zaten hemen her şey çok ucuz olduğu için çok fazla pazarlık etmenin de anlamı yok. Harcadığınız kelimeler en fazla 1-2 lira kazandırıyor size. Sağı solu açık olduğu için hava biraz serinse kesinlikle üşüyeceksiniz. Sürücülerin kafasına sarıp sarmaladıkları atkılar tuktuk’a bindikten sonra anlam kazanıyor. Sanki hiç cam yokmuş gibi.

En düzenli çalışan ulaşım aracı ise metro. Şaşırtıcı bir şekilde temiz ve sistematik. Gideceğiniz mesafeye göre para ödeyip jeton alıyorsunuz. Ama eğer ola ki iş çıkış saatlerine denk geldiyseniz, hele hele büyük duraklarda metroya binmeye çalışacaksanız direkt olarak tavsiyem, boşverin vazgeçin. Binmek imkansız. Fotoğraf karelerinde ve NG belgesellerinde gördüğünüz görüntüler gerçeğe dönüveriyor o anda.

Yemekleri denemeye cesaret edemiyorum. Herhangi bir hastalık kapma riski gerçekten büyük. Şimdilik noodle, pizza veya KFC’den alınmış tavuk gibi şeylerle idare ediyorum. Sanırım sonuna kadar böyle gider. Oteldeki kahvaltılar da tatsız tuzsuz. Peynir ve süt ürünleri yok.

Gezmek için Jaipur ve de Taj Mahal’i görmek için Agra, gidilmesi gereken yerler. Ama maalesef iş nedeniyle o kadar vaktim olmayacak. Turist olarak gelseydim muhtemelen ve özellikle Jaipur’a gitmeyi seçerdim. Delhi’de çok fazla bir şey yok nitekim.

Hindistan her seferinde sizi şaşırtıyor. Her istediğinizi yapamıyorsunuz. Kendine has yapısıyla sizi o yönlendiriyor. Gitmek istediğiniz bir yer o gün kapalı olabiliyor. Veya gittiğinizde bırakmak istemeyeceğiniz eşyalarınızı, teslim etmeyi hiç istemeyeceğiniz yerlere koymanızı isteyebiliyorlar. Ondan da ötesi, aşırı kalabalıktan ötürü metroya binemeyip başka yere gitmek zorunda da kalabiliyorsunuz. O yüzden sürprizlere hazırlıklı olmak gerek. Her köşe başında, kafanızı çevirdiğiniz her sokakta farklı ve standart yaşantılardan çok uzak görüntüler sizi karşılayacak. Macera arıyorsanız gelin. Bana sorarsanız ise muhtemelen Delhi’ye bir daha gelmem.

yorum
Share/Save/Bookmark
Disqus sağolsun