İsviçre gezi notları #1
Gecikmiş de olsa sonunda biraz birşeyler toparlayabildim. Geçen seferki İsviçre gezisinde gördüklerim bende hayranlık uyandırmıştı. Dağlar bölgesinde görülesi onlarca nokta ve nefis manzaralar eşliğinde küçük köylere doğru uzanan patikalar mevcut. Bu sefer hedefim Engelberg ve Titlis oldu.
Zürih gidiş dönüş biletini aldıktan sonra, bana katılacak olan arkadaşlarımın da son anda gelemeyecek olmalarını bildirmeleri, tek başıma planlamam gereken bir diğer tatili daha ortaya çıkardı.
İnternetten haritalar açıldı, gidilesi yerler belirlendi, yenilecek şeyler seçildi ve otel arayışına girildi. Güzergahı Zürih, Cenevre, Lausanne, Montreux, Chillon, Zürih, Stein am Rhein, Engelberg ve Titlis şeklinde seçtikten sonra yine Virtualtourist ve Tripadvisor üzerinden detayları kendime not düştüm.
İsviçre her ne kadar nefis doğası, sakin ve kalabalıktan uzak yaşamı sunsa da aşırı pahalı oluşuyla onca güzelliği gölgeleyen bir özelliğe sahip. Nitekim toplamda hesap yaptığımda uçak parasından daha fazlasını tren biletine ödediğim ortaya çıkıyor. Yine de tren kullanımı oldukça pratik. Eğer kalacağınız süreye uyarsa Swiss Pass veya benzeri biletleri bir incelemenizi öneririm. Uzak mesafelere şehirler arasında çok sık gidecekseniz hem sizi her seferinde bilet alma etme derdinden kurtarıyor hem de epey zaman kazandırıyor. Perondaki ilk trene atlayıp gidiveriyorsunuz. Dağlar bölgesindeki teleferik vb araçların çoğunda geçerli, büyük bir kısmında da önemli indirimler sağlıyor. Bunların yanında bütün büyük şehirlerdeki tüm toplu taşıma araçları ücretsiz olduğu gibi, yüzlerce müze, şato vb. yerlere de ücretsiz giriş hakkı tanıyor.
Cenevre‘den çok bahsedesim yok. Her ne kadar göl kenarında oluşu ve eski şehir kısmı nispeten güzel denilebilecek olsa da ben bu şehri sevmedim. Gittiğimin ikinci günü cüzdanımı çalmaya çalışan ve Brezilyalı olduğunu iddia eden çocuğun bunda etkisi de yok. Cornavin tren istasyonu civarından köprüye kadar olan kısımda dikkatli olun yeter. Göl kenarı, Horloge Fleurie (çiçekten saat) ve Saint-Pierre katedrali dışında şehrin eski kısmında da biraz görülesi yerler, ufak meydanlar ve şirin dükkanlar var.
Trenle yarım saat mesafedeki Lausanne ve biraz daha ilerisindeki Montreux ve Chillon’a ise bayıldım. Lausanne iç kesimlere doğru uzanan dar sokaklarıyla çok daha samimi ve sıcak bir ortam gibi geldi bana. Hava güneşliydi. Sabah erkenden yola çıkıp erken saatlerde orayı gezmeye başladım. Şehrin belirli bölgelerinde (genellikle turistik güzergahlarda) kullanıma açık ve ücretsiz sunulan kablosuz internet hizmeti takdir edilesi. Tren istasyonundan çıkınca hemen köşedeki turizm danışma bürosundan edineceğiniz ufak harita ve rehberler size Lausanne’ı oldukça güzel gezdiriyor. Erken başlarsanız yarım günde, daha geç uğrarsanız 1 günde Lausanne biter. Nitekim çok büyük bir yer değil. Ama kafa dinlemek için bire bir. Amaç kafa dinlemekse Montreux daha ön plana çıkar onu da ekleyeyim…
Lausanne‘da en dikkat çekici yapı elbette en tepedeki katedral. Bunun dışında Hotel de Ville’in bulunduğu minik meydan çok güzel. Buradan kıvrılarak ahşap merdivenlerden yukarı katedrale doğru uzanabilirsiniz. Devamında St. Maire şatosunu da göreceksiniz. Yoldan aşağı doğru inip merkeze doğru geri döndüğünüzde ise sizi devasa Palais de Rumine karşılayacak. Günümüzde güzel sanatlar ve bilim müzesi olarak kullanılıyor. Eğer göl kıyısında da yürümek isterseniz Quais d’ouchy en doğru adres. Yeşillikler arasında gölün dibinden yürüyüş parkurunu takip edip stres atabilirsiniz.
Montreax nefis. Neden Freddie Mercury’nin buralara aşık olup kafasını dinlemek için gittiğini oradayken daha iyi anlıyor insan. Etraftaki dinginlik, göl kenarında kısa bir yürüyüş, çiçekler ve yeşillikler arasında muhteşem manzara eşliğinde güneşin batışını izlemek… Hepsi ayrı birer keyif. Mercury’nin hikayesini özetlemek gerekirse kayıt yapabilmek için bu civarlarda bir stüdyo kiralarlar. Ortam ve insanlar o kadar güzeldir ki her seferinde bu albümün yaratılması sürecindeki yardım ve yaklaşımlarından ötürü Montreux halkına teşekkür eder. Ölümü bütün dünyada olduğu gibi burada da yankı bulur. Ama burada onun maneviyatı biraz daha fazla hissedilmektedir. O yüzden göl kenarına onun anısına, meşhur pozuna sahip heykeli dikerler. Hayranları ise ziyaret edip taziyelerini ufak not kağıtlarıyla yanına bırakırlar bir çiçekle birlikte. Dönem dönem festival kapsamında bazı anma törenleri de yıllık olarak gerçekleştiriliyor. İnternette detayları bulabilirsiniz. İşte bütün bunların birleşimi ve Queen sevdası belki de Montreux için çok güzel anılar bıraktı bende. Kesinlikle tavsiye ederim.
Buradan birkaç durak ötedeki Château de Chillon ise ziyarete değer noktalardan bir diğeri. Otobüsle kolayca ulaşabildiğiniz şatoya giriş ücretli. Ama eğer SwissPass aldıysanız bedavaya geliyor. Zamanında ticaret yollarının kontrolü ve şehrin giriş çıkışı için kayaların üzerine inşa edilen bu şato, dönemin güçlü ailelerine de yuva olmuş. Labirent gibi birbirine çıkan odaları, zindanları, ziyafet salonları ve yüzlerce yıl öncesinden halen sağlam kalabilmiş antik mobilyalarıyla dikkat çekici. Bunun da ötesinde güzel fotoğraf kareleri sunuyor. Şimdilerde zindan kısmında şarap mahzeni olarak kullanılan bir bölüm de var. Dilerseniz içeriden yerel üretim şarapları tadıp satın alabilirsiniz.
Zürih ise beklediğim gibiydi. Gri bulutların altında güzel dar sokakların arasına serpiştirilmiş dik çatılı evler ve sivri kuleler… Hep söylediğim bir şey var, bir şehirde deniz veya nehir varsa orası genellikle güzel oluyor. Bu Zürih için de geçerli.
Şehir gezilesi yerler açısından oldukça ufak denebilir. Eski kısım daha hareketli. Özellikle restoran ve barların olduğu yerler akşam saatlerinde daha şenlikli oluyor. Gölün uzantısı olan nehrin sol tarafı ise ağırlıklı olarak Bahnhofstrasse ve ona doğru açılan dar sokaklarda yaşanıyor. Geri kalan yerler yerleşim birimlerinin bulunduğu kısımlar olarak dışarı doğru genişliyor.
Kaldığım otel (Statt Hotel) hemen Rathaus’un dibinde ve eski şehire çok yakın, tren istasyonuna ise yürüme mesafesindeki beni fazlasıyla memnun etti. Hem konforu, hem de konumu açısından kusursuzdu. Fiyat pahalı olsa da iyi bir hizmet almanın huzurunu hissettiriyor insana. http://www.statthotel.ch/
Gezinin en keyifli kısımları ise Stein am Rhein ve Alp Dağları’nın eteklerindeki Engelberg tarafında yaptığım tırmanışlardı. Onlara dair notlar daha sonra…
